Tandırda Çömlek paça : Koyun
veya kuzunun baş ve
ayakları, tüyleri temizlendikten sonra parçalanır. Bir çömlek içine
sarımsak ve su ilave edilerek baş ve
ayaklar konur. Çömleğin ağzı bağlanarak közlü bir tandırın içine gömülür.
Piştikten sonra üzerine limon sıkılır ve servis yapılır.
Keşkef:
Döğülmüş
buğday birkaç gün ıslatılır. Kabarınca ezilir. İnce lif haline getirilip yağ ve
etle muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Üzerine
salçalı yağ dökülerek servis yapılır.
Çömlekte Kuru Fasulye :
Kuru fasulye haşlanarak suyu süzülür. Kuşbaşı
et biraz pişirildikten sonra üzerine salça yağ, soğan ve tuz ilave edilir.
Haşlanmış fasulye ve etler ile içinde sıcak su bulunan bir çömleğin ağzı
kapatılarak köz halinde bulunan tandırın
içine konur. İki saat kadar piştikten sonra tandırdan çıkartılarak servis
yapılır.
Mantı (Kesme Mantı) : Una yumurta katılarak hamur yapılır.
Tuz ilave edilir. Hamur yuvarlak bezi yapılır. Oklava
veya merdane ile açılır. Hafif kurumaya
bırakılır. Açılmış olan ve biraz kuruyan hamur üstüne konup ince dilimler
halinde kesilir. Kesilen mantılar kurutulur. Pişirmesi
ise makarna gibi olur. Suyu kaynatılır ve biraz tuz atılır. Mantı kaynayan suda
haşlanır. Ve suyu süzülür. Önceden hazırlanan sarımsaklı yoğurt
ile iyice karıştırılır. Sonra bir başka kapta üzerinin sosu
hazırlanır. Sos yağ, bolca, domates, biber, kıyma ile yapılır.
Sosa karabiber, pul biber, maydanoz
eklenir. Sarımsaklı yoğurt ile
karıştırılmış mantının yine üzerine sos dökülerek servise hazır hale getirilir.
Yoğurt Çorbası : Yarma denilen döğme
buğdayla yeşil mercimek, biraz
haşlanmış nohut güzelce yıkanır. Süzme yoğurt ile
bunlar iyice karıştırılır. İçine bir
yumurta kırılır. İki kaşık kadar un katılır. Çok az ayçiçek
yağı damlatılır. Mevsimine göre içine yaş veya kuru nane katılır.
Bunlar iyice karıştırılır. Biraz
su ilave edilir. Kaynayıncaya kadar
karıştırılır. Devamlı karıştırılmazsa çorba kesilebilir. Çorba
ateşe konunca içine patates, yeşil biber,
patlıcan atılır. İlkbaharda temizlenmiş kenger atılır. Çorba piştikten sonra
başka bir kapta kuru nane ile yağ hafif kavrulup çorbanın üzerine dökülür.
Çorba servise hazırdır.
Gendeme (Kemikli et) : yarım kilo
kuş başı et tencereye konulur.
Suyu çekilinceye kadar ateşte pişirilerek, soğan doğranır. Biraz yağ ilave
edilerek, pişinceye kadar beklenir, daha sonra domatesi ve biberi ilave edilip
çok miktarda su konur. Yarım kilo yarma ilave edilirse 2 kilogram su konur. Tuz
ilave edilip yarma dağılacak duruma gelinceye kadar pişirilerek servise hazır
hale getirilir.
Pelte : ½
kg un, 250 gr. Tereyağı, 250 gr pekmez. Un yağ ile
pembeleşinceye kadar kavrulur. Biraz su ile pekmez ilave edilir.
Karıştırılarak suyu çekilinceye kadar pişirilir. Biraz tuz
ilave edilip ateşten indirilir. Tabaklara konduktan sonra üzerine tereyağı
eritilerek dökülür.

Ekmek yapımı
İnançlar Ve Töresel Yapı:
Osmanlı döneminde toplumsal yapıyı
biçimlendiren dinsel ahlaksal değerlerle Ahilik gibi iş örgütlenmeleri, Cumhuriyet
sonrasındaki inançlar ve töresel yapıyı da etkilemiştir. Geleneksel ilişki ve
değerler kent yaşamındaki önemi büyük ölçüde korumaktadır.
Dinsel Yapı Ve Boş İnançlar : Tekke ve dergahlar çeşitli dinsel yolların eğitim alanı
olmuştur. Kapanışlardan sonrada bunların kent yaşamındaki
etkileri sürmüştür. Bektaşilik, yaygın inanma kaynağıdır. 1937’de
Kırşehir ve dolaylarında oturan Alevi
köylüleri, çocuklarını Hacıbektaş Çelebilerine tekke için adak
verirlerdi. Din uluları, ermişler ve kahramanların
olduğu söylenen birçok gömüt, yada türbe
adak ve ziyaret yeridir. Şeyh Süleyman Veli, Ahi Evran-ı Veli, Karakurt
Baba, Aşık Baba
türbeleri bunlardandır.
Evlenme Gelenekleri :
Yöre
evlenmelerinde görücülük, başlık,
gelinlik etme, çokeşlilik gibi geleneksel yöntemler geçerlidir.
“gelinlik etmede” yeni gelinler belirli bir süre büyüklerinin
yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle yada
fısıldayarak anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Merkezlerde bırakılan
bu gelenek kırsal kesimlerde
geçerliliğini korumaktadır. Gelin belli bir süre doğurmazsa (1-2
yıl) kocası yeniden evlenmeye hak
kazanır. Özellikle kırsal kesimlerde doğal olan bu durumlarda gelinde
görümcelere katılır. Kocasına yeni bir eş arar. Yakın köylerden beğenilen 14-15 yaşlarındaki yeni eşe “ferik” denir.
Evlenme çağında oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız
beğenilecek yer arasındadır. Mucur’da ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında “köme” denilen kır gezisine çıkılır.
Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip,
görüşü alındıktan sonra görücü gidilir.
İlk görüşmeden sonra ailenin yada çevrenin
saygınlarından birkaç dünür gider.
Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. “
Yedik içtik, ölçüp biçtik,
gelene niye geldin denilmez, Allah’ın emrine hiç karşı gelinmez,
bizim buraya gelişimizin
bir maksadı vardı, kerimenizi Allah’ın emri peygamberin kavliyle
bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?” Kız babası ya da
evin büyüklerinden biri de danışıp görüşmek için
zaman ister. Kimi yörelerde yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması
için, evin bir yerine çivi
çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür.
“küçük şerbet” denen söz kesiminde şerbetler
içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna “bellilik
etme” denir. Başlık kesilir. Ailenin durumu
uygunsa “iki başın
görülmesi” yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm
harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek evince
karşılanır. Kırsal kesimde iki
başın görülmesi yanında
başlık alındığı da görülmektedir.
Başlık kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker,
lokum yada şerbet sunulur.
Nişan kimi zaman 2 aile arasında yapılır.Evlerdeki
takı ve yüzük takma işlemine “küçük
nişan” denir. Ev dışında “okuntu yeri”
denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır.
Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı
koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan
alınmadan koç verilmez.
Kiralanan bir okuyucu kadın konu komşuyu
düğüne çağırır. Düğünler genellikle
perşembe günü başlar, Pazar günü biter. Düğün evinin
belli olması için çatıya bayrak dikilir. Köylerde
bayrak direğinin ucuna soğan
ve elma takılmaktadır. Kırşehir düğünlerinde
davul zurna yanında genellikle köçekte olur. Kadın kılığına girerek keman, saz
ve def eşliğinde oynayan erkeğe köçek denirdi. Kentin Bağbaşı
mahallesinden tutulan köçeklerle çalgıcılar bir ekip oluşturur. Cuma günü
öğleden önce gelin, öğleden sonrada güvey hamamı
yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte
düğün evine “hayırlı olsun a” gider, yemek yenir. Düğün evinin
erkek konukları da onları izler, davul zurna eşliğinde kız evine
gidilir, 2 saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu törende
kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir.
Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda
alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra
akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar.
Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde kırılırken “kına özenmiyor” diye
bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi
kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar
kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer.
Gelin
kaynanası armağan verdikten sonra avucunu açar ve kınası yakılır. Eli
sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez
dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır.
Kimi
yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır.Yüzü
tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur.Anası kız kardeşleri ve
akrabaları “sen bana dert arkadaşıydın, seninle
dertleştim. İşlerime şimdi kim bakacak? Hasta olsam sen
bakardın bana şimdi kim bakacak?” gibi sözlerle onu ağlatırlar.
Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna “kayın gitme” denir. Masalar kurulur. “dokuz butlu tavuk”
istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru “dan pilavı”
denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır.
Sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına “gardaş - emmi dayı yolu” gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı
çıkılır. Babası gelini kayınbabasına teslim eder.
O da “ yengesi”denen gelinin arkadaşı yada akrabalarından biriyle gelin arabasına
bindirilir. Geçmişte atlı araba, fayton yada yalnız
atlılardan oluşan gelin alayının yerini günümüzde otobüs ve minibüsler
almıştır. Köylerde alay gömütlük, ziyaret yeri gibi kutsal yerlerden geçerek,
kentte tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir.
Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez.
Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Eşikte cebindeki bozuk
paraları ve çerezleri gelinin başına saçar.
O akşam komşulardan 5-10 genç “güvey başı” yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına
götüreceği sırada gençler güveyi bir odaya
kapatır. Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Güvey
kurtulunca dini nikah kıyılır.
Doğum
Ve Çocukla İlgili Gelenekler :
İlde çok çocukluluk
yaygındır. Aileler daha çok erkek çocuk ister. Bu amaçla gelin eve girer girmez
kucağına erkek çocuk verilir. Gebelik döneminde erkek çocuk için hazırlık
yapılır. Kadının erkek doğurması ona saygınlık yaratır. Kız doğuranlar için
kullanılan “oğlan doğurmuş gibi
ne yatıyorsun” sözü yörede tekerlemeye
dönüşmüştür.
Sancılar başlayınca gebeye şerbet içirilir, boyuna ayet
yada Kuran
takılır. Kırsal kesimlerde genelde doğumlar ebesiz olur. Doğumdan 3
ezan geçtikten sonra bebek gürbüz olsun diye, ailede en iştahlı birinin
yardımıyla emzirilir. Aynı amaçla çocuğun boyuna tereyağı sürülür.
Yıkanıp kundaklanan bebeğin baş ucuna nazar değmesin,
al basmasın diye Muska ve kuran asılır. Yastığı yanına sarımsak soğan ve
yumurta konur. Çocuğun rahatlaması için altına elenmiş toprak konur.
Sabahleyin çocuk uyanınca büyükler toplanır ad koyma töreni yapılır. Ailenin en
yaşlısı çocuğu kucağına alarak kulağına ezan okur. 3 kez adını söyler
40 gün dolmadan dışarı çıkarılmayan bebek kırkından
sonra komşulara gezmeye götürülür. Buna “40
kovalama”
denir.
Erkek çocuklarında sünnet dönemi 6 haftalıktan başlar. Sünnet düğünü ve
kirvelik gelenekleri yaygındır. Kırsal kesimde yemek ve eğlenceyle yapılırken,
merkezde fayton yada taksiyle sünnet çocuğu ve
arkadaşlarının çevrede gezdirilmesi, hamama götürülmesi gelenekler arasındadır.
Ömrünün kısalığı düşüncesiyle çocuk 1 yaşına gelmeden saçı kesilmez. Dişi
çıktığında ilkin kimsenin duyup görmemesine çalışılır. Ana
evin büyüklerinden birine “şunun dişi
çıkmış mı?” diye sorar. O da çocuğun azına bakarak dişinin
çıktığını söyler. Armağan verir.
Geleneksel Şenlikler : Kırşehir’de yakın zamana değin gençler arasında muhabbet toplantıları sürmekteydi.
Özellikle Kayabaşı gençleri belli aralıklarla, yatsı
namazından sonra bir yerde toplanırlardı. Muhabbet,
çevreden gizli tutulurdu.
Şenliğin başkanı, düzenleyicisi efe olmakla birlikte yönetici
durumundaydı. Efe köşede mindere oturur,
gençler yaş saygınlık sırasına göre onun yanında otururlardı. Sofra düzeniyle,
içkilerle ve çalgılarla saki ilgilenirdi. Muhabbet peşrevle açılır, divan koşma
ve semailerle sürerdi. Yöresel türküler söylenip
oyunlar oynanırdı. Sabaha karşı
dağılan muhabbetlerde, ağırbaşlılık ve dürüstlük temel esastı.
Köylerde sürdürülen şenlik türü geleneklerden
biride “ kış yarısı gezmeleridir ”
genellikle mart ortalarında yapılır. Gençlerden
biri ayı postuna bürünür. Buna ayı
donatma denir. Kuyruğuna çan takılır. Zil takılarak ev ev gezdirilerek oynatılır. Ev sahibi onun gönlünü almak
için para, yağ, pekmez, üzüm verir.