SİTEMİZ 25.11.2008 de YENiLENMiSTiR



önceden www.omerusagi.diyari.com olarak ve su andada www.omerusagi.com olarak 2003 den beri Web sitemiz hizmetinizdedir...


 
   
 


  KÖYÜMÜZ

· ANASAYFA                              · KÖYÜMÜZÜN TARİHİ
·
KÜLTÜR
·
COĞRAFYA
·
NÜFUS                                    · GURURLARiMiZ                        · FOTO ALBUM   
·
İKLİM
·
KOYUMUZUN YEMEKLERI
·
EKONOMİ                               · MÜZiK - ViDEO                        · SiiR SELi                                  ·
MUHTARLIK

-iSLAM PORTALI               -Ahilik Nedir


    İLİMİZ KIRŞEHİR


» Coğrafi yapısı

» Ekonomik Yapısı

» Sosyal-Kültürel

» Maniler

» Kaplıcaları

» Kırşehir Müzesi

» Yemeklerimiz



   İLÇEMİZ AKÇAKENT


 

» Tarihi  yapısı

» Coğrafi yapısı

» Ekonomik Durum

» İdari Yapısı


  KIRSEHİR BÜYÜKLERİ


» Aşık paşa

» Cacabey

» Ahi Evran- ı Veli

» Ahmedi Gülşehri

» Süleyman Türkmani


  KIRSEHİR OZANLARi


» Muharrem ERTAŞ

» Çekiç ALİ

» Hacı TAŞAN

» Aşık SAİD

» Şemsi YASTIMAN

» Neşet ERTAŞ 

» Ekrem ÇELEBi 

» Fahri ÇELEBi 

» Mahalli Ustalar


 
 

 

 
 

 

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        

 

NEŞET ERTAŞ....

Kimdir Neşet Ertaş? Sarısözen'in tabiri ile bir zamanlar sadece ve sadece "Kırşehirli Mahalli Sanatçı" olarak bilinen Neşet Ertaş'ı binlerce, hatta milyonlarca saz çalıp türkü söyleyen diğerlerinden ayıran nedir? Onun sazımın ve sesinin insanı büyüleyen sırrı nereden gelmektedir? Neredeyse yarım asra varan bir süreden beri gerçek anlamda gönül telimizi titreten, ruhumuzu ürperten bu esrarlı sesin, sazın ve yorumun arka planında neler ve kimler vardır?

Sazı gümbür gümbür ses veren, adeta davula eşlik edercesine sazının göğsünde pençesiyle sesler çıkaran, hep samimi ve kendi halinde yüreğinin acılarını ve kendi iç gurbetlerini seslendiren; hiç bir medyatik tutumu olmayan, kalabalıklardan ve şöhretten adeta köşe bucak kaçarak pek ortalıklarda görünmeyen; mezhep, parti ve etnik kimlik çağnsımlanna pirim vermeyen, sazından, sözünden ve sesinden gayri hiç bir şeyden medet ummayan bu "Garip" insanı tanımak kadar tanımlamak da gerçekten zor.

 

 

 

 

 



Ayaklarının altındaki toprağın renginden, kokusundan haberdar olan,bastıkları yeri az çok tanıyan, yürekleri hep türkülerle birlikte atanlar için Neşet Ertaş, belki de tam bir "yaşayan efsane"; meçhul, uzak, esatiri ve sırlarla dolu...

Neşet Ertaş'ın bir iki cümlede özetlenebilecek resmi biyografisi bize belki sadece ipuçları verebilir. Onun "1938 yılında Kırtıllar Köyü'nde Döne'den doğma Muharrem Ertaş'ın oğlu" olduğunu; Kırşehir, Yozgat ve Keskin'in çeşitli köylerinde geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarının ardından, 15 yaşında çıktığı gurbet hayatinin hala devam etmekte olduğunu bilmenin fazla bir anlamı olmayabilir. Neşet Ertaş'ı tanımak, asıl onun ruh ve gönül macerasını bilmeyi gerektirir ki burada hemen karşımıza, Neşet Ertaş'la en rafine üslubuna kavuşan Orta Anadolu Abdal Müziği geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından olan babası Muharrem Ertas karşımıza çıkar.

İşte Neşet Ertaş, babası Muharrem Usta ile adeta Anadolu'daki en olgun seviyesine erişen bu Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasını sağlamıştır.

1960'lardan itibaren binlerce yıllık sazımız bağlama ile birlikte anılan;sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevreleninin ve gerçek türkü dostlarının da gündeminden hiç düşmeyen Neşet Ertaş'ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor- Çünkü o aslında bir anlamda tam bir yöre sanatçısı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak, hem babası Muharrem Ertaş'tan, hem de bu geleneğin diğer usta isimleri olan Hacı Taşan ve Çekiç Ali'den de ayrılır. Bir başka söyleyişle onun sanatı için, başta Muharrem Usta olmak üzere. Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Abdal/Türkmen Müziği geleneğinin çeşitli yörelerde farklı tavır ve üsluplarda karşımıza çıkan diğer ustaları da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir sentezi ve esrarlı bir bileşkesi denilebilir.

Neşet Ertaş'ın sanatı hayatı ile hayatı sanatı i1e o kadar içice ki, çalıp çığırdığı türkü ve bozlaklarında bütün bir hayat hikayesini bulmak mümkün olduğu gibi, hayatına yakından baktığımızda da o içli türkülerin, acılı bozlakların nelerden nasıl doğduğunun ipuçlarını elde ederiz hemen. Onun yokluk, yoksulluk ve acılarla dolu hayatım "Garip" mahlasıyla yazdığı koşma tarzında usta işi şiirlerle anlattığı ozan yönünü yıllarca kimse fark etmedi bile. Babasından tevarüs ettiği geleneksel ve anonim türkülerin, bozlakların dışında, sözleri kendisine ait türküler, bozlaklar söylediğini de fark eden olmadı yıllarca. Sözü ve müziği ile, anonim türkülerdeki erişilmez sadeliği ve estetik seviyeyi yakalayan sayısız türkünün, bozlağın altına attığı mütevazı imzasını kimselere söylemedi bile.

Neşet Ertaş o büyük yaratıcı yeteneği ile okuduğu her eseri yeni baştan öyle bir yorumlar, ona öyle bir ruh ve hava verir ki, adeta yeni bir beste ile karşı karşıya olduğunuzu dahi sanabilirsiniz. Bu durumu, yeteneği, kültürü ve birikimi oldukça sınırlı sığ ve sıradan sanatçıların yorum adına yaptıkları "dejenerasyon" ile karıştırmamak gerekir. Çünkü Neşet Ertaş kendisine ait olmayan bir türküyü bi1e öyle bir okur ve yorumlar ki, o türkü o şekliyle yıllar öncesine ait bir Neşet Ertaş türküsü gibidir artık.

Olağanüstü denilebilecek yeteneği, geleneğe hakimiyeti, gelenekten kopmadan yeniye bağlılığı, yeni zamanların modern zevk ve eğilimlerini gözeten diri ve uyanık tecessüsü ile Neşet Ertaş, hep gündemde kalmış bir sanatçıdır. O, ismi bağlama ile özdeşmiş ve adeta bu dünyaya türkü söylemek için gelmiş gerçek bir türkü ustası... Türküyü bağlamaya, bağlamayı türküye bu kadar yakınlaştıran ve yaklaştıran, adeta birbirlerinin içinde -kendisi ile birlikte- eritip yok eden ikinci bir sanatçı bulmak öyle sanıldığı kadar kolay olmasa gerek.

Neşet Ertaş'ın sanatı; müziğin özünü, ruhunu kavrayan birinin, hiç bir yapmacıklığa tevessül etmeden, olduğu gibi kendini, kendi özünü ve hissettiklerini saza, söze dökmesidir.

 

Kendisi hayatını bakın nasıl anlatmış

BİN DOKUZ YÜZ OTUZ SEKİZDE CİHANA
KIRŞEHİR'İN KIRTILLAR KÖYÜNDE GELDİN DEDİLER
BABAMA MUHARREM,ANAMA DÖNE
DEDİYSEN ATAYI BİLDİN DEDİLER

DİZİNDE SIZIYDI ANAMIN DERDİ
TOKACI SAZ YAPTI ELİME VERDİ
YENİ BİTİRMİŞTİM ÜÇ İLE DÖRDÜ
BABAN GİBİ SAZCI OLDUN DEDİLER

O ZAMAN BABAMDAN ÖĞRENDİM SAZI
ENGİN GÖNÜL İLE HAKK'A NİYAZI
O YASIMDA YAKTI BİR AHU GÖZLÜ
MECNUN GİBİ ÇÖLDE KALDIN DEDİLER

ZALİM KADER DEVRANINI DÖNDERDI
TUTTU BİZİ ÇİÇEKDAĞI'NIN İBİKLİ KÖYÜNE GÖNDERDİ
PARMAĞIMA ZİLLER TAKTI DÖNDERDI 
OYNADIM MEYDANDA KÖÇEK DEDİLER

ANAM DÖNE İBİKLİ KÖYÜNDE ÖLÜNCE
BEŞ TANE ÖKSÜZ YETİM KALINCA 
BESİMİZ DE HEP PERİŞAN OLUNCA 
BABAMGILE BURDAN GÖÇEK DEDİLER 

YÜRÜDÜ GÖÇÜMÜZ ÇİÇEKDAĞI'NIN KESEK KÖYÜNE DOĞRU 
BU HALI GÖRENİN YANIYO BAĞRI 
ÜÇ AYLIK ÇOCUĞUN ÇEKİLMEZ KAHRI 
BUNLARA BİR ANA BULUN DEDİLER 

ELIMIZINEN YOZGAT'IN KIRIKSOKU KÖYÜNE VARDIK 
BİZE ANA YOK MU DİYE SORDUK 
ADI ARZU DERLER BİR ANA BULDUK 
İSTE BU ANADIR BULDUN DEDİLER 

EN KÜÇÜK KARDEŞİ KAYBEYLEDIK 
ONUN İÇİN GİZLİCE AĞLADIK 
ÜSTELİK BABAMI ASKER EYLEDİK 
YİNE ÖKSÜZ YETİM KALDIN DEDİLER 

ZALİM KADER TEKMİLİMİZİ ŞAŞIRTTI
HA BE VERDİ DALIMIZA DE SIRTTI
YARDIM ETTİ YERKÖY'ÜNE GÖÇÜRTTÜ
BİRAZ DA BURDA KALIN DEDİLER

YERKÖY'ÜNDEN KIRIKKALE'YE GELDİK
BABAM SAZ ÇALARKEN BİZ CÜMBÜŞ ÇALDIK
KIRŞEHİR'E VARINCA KEMANI ÇALDIK
AFERİN ARKADAŞ ÇALDIN DEDİLER

YARIN ASKI İLE ARTTI HEP DERDİM
BABAMI BİR YARE DÜNÜR GÖNDERDİM
BASLIĞI ÇOK İSTEMİŞLER HABERİN ALDIM
ISTEMIYO SENİ YARIN DEDİLER

KIRŞEHİR'DE YEDİ SENE KALINCA
DÜĞÜN DÜZGÜN HEPSİ BİZE GELİNCE
NE YAPSIN ÇALGICI ARKADAŞLAR,YER DARALINCA
ANKARA'YA GİDER YOLUN DEDİLER

GELDİM ANKARA'YA VEYSEL'İ BULDUM
EPEYCE EĞLEŞTİM YANINDA KALDIM
YÜZ LİRA VERDİ BİR PAMUK YATAY ALDIM
ETTİYSEN BÖYLE BULDUN DEDİLER

BİR EV KİRALADIM MÜNASİP BİR YERDE
KALDIK AĞAM ...

 

 

 

       TASARiM WEB HiZMETLERi : www.unkagrup.com

2009 ©  www.omerusagi.com